Çarşamba, Mayıs 20

Vakıftan yapılan açıklamada, 19 Mayıs’ın yalnızca bir milletin bağımsızlık yürüyüşünün başlangıcı değil, aynı zamanda geleceğini ve gençliğini koruma iradesinin sembolü olduğu belirtildi.

İstanbul Aile Vakfı olarak önemli bir adım atıldığı aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Büyük Aile Platformu tarafından başlatılan ve 81 ilde gerçekleştirilen ortak basın açıklamalarıyla toplumun geniş kesimlerinde karşılık bulan ‘Temiz Ekran Hareketi’, çocukların, gençlerin, aile yapısının ve tüm toplumun ekran kültürü karşısında korunmasına yönelik güçlü bir toplumsal farkındalık çağrısı ortaya koymuştur. Bu çağrıda da ifade edildiği üzere, bugün ekranlar üzerinden gelen kültürel işgale karşı durmak, günümüzün bağımsızlık mücadelesi haline gelmiştir.”

Açıklamada, “İstanbul Aile Vakfı olarak, ‘Temiz Ekran Hareketi’nin önemli paydaşlarından biri sıfatıyla, toplumdan yükselen bu çağrının yalnızca farkındalık düzeyinde kalmaması gerektiğine inanıyor, çocuklarımızın, gençlerimizin ve tüm sosyal medya kullanıcılarının dijital güvenliğiyle aile yapısının korunması amacıyla hukuki sorumluluk alıyoruz. Bu çerçevede, Türkiye’de faaliyet gösteren dört büyük sosyal medya şirketine karşı dava açtığımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz.” ifadelerine yer verildi.

Sosyal medya platformlarının yalnızca insanların iletişim kurduğu araçlar olmaktan çıktığı, çocukların, gençlerin, aile yapısının ve tüm sosyal medya kullanıcılarının gündelik hayatını doğrudan etkileyen güçlü sistemlere dönüştüğü kaydedilen açıklamada, ancak bugün meselenin yalnızca sosyal medya platformlarından ibaret olmadığı belirtildi.

Açıklamada çocuklar, gençler ve tüm sosyal medya kullanıcılarının, televizyon yayınlarından dijital platformlara, kısa video akışlarından çevrim içi içerik kültürüne kadar uzanan bütünleşik bir ekran ekosisteminin etkisi altında olduğu belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:

“Konvansiyonel medya ile dijital medya artık birbirinden bağımsız değildir. Televizyon ekranında yayınlanan içerikler, kısa videolar ve klipler haline getirilip dijital mecralara aktarılarak kısa süre içinde ‘algoritmalar’ aracılığıyla milyonlarca insanın cebine ulaşmaktadır. Vakfımızın temel amacı aileyi korumak, güçlendirmek ve çocukların sağlıklı bir ortamda büyümesini sağlamaktır. Bu sorumluluk sadece eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri gerçekleştirmek, psikososyal destekler vermek ve akademik çalışmalara öncülük etmekle sınırlı değildir. Gerektiğinde problemlerin kaynakları ile ilgili hukuki adımlar atmayı da içerir.”

“AMACIMIZ GEREKLİ TEDBİRLERİN ALINMASINI SAĞLAMAK”

Açılan davanın tam olarak bu sorumluluğun bir sonucu olduğu aktarılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Öncelikle şunun bilinmesini isteriz ki bu dava bir yasaklama girişimi değildir. Bu dava bir tespit, koruma ve toplumsal farkındalık çağrısıdır. Amaç, yargının sürece dahil olması, sosyal medya şirketlerinin çocuklar, gençler ve tüm kullanıcılar üzerindeki etkilerinin bilimsel ve hukuki zeminde değerlendirilmesi ve gerekli tedbirlerin hayata geçirilmesidir. Nasıl ki insan sağlığını etkileyen fiziksel ürünler bilimsel ve hukuki denetime tabi tutuluyorsa, insanların psikolojik ve nörolojik gelişimini etkileyen dijital sistemlerin toplumsal etkilerinin incelenmesi de doğal ve meşru bir ihtiyaçtır. Amacımız, sosyal medya şirketlerine ait ürünlerin çocuklar, gençler ve tüm kullanıcılar üzerindeki etkilerini hukuki zeminde ortaya koymak, zararları görünür kılmak ve bu zararların azaltılması için gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamaktır.”

Açıklamada, bugün birçok dijital platformun kullanıcı dikkatini mümkün olduğunca uzun süre platformda tutmayı hedefleyen bir “dikkat ekonomisi” modeliyle çalıştığına işaret edildi.

Sosyal medya platformlarının, sonsuz içerik akışı, kesintisiz bildirimler ve sürekli ödül hissi yaratan “beğeni” mekanizmalarıyla kullanıcıyı ekran başında tutmayı hedeflediği vurgulanan açıklamada, “Bu özellikler tesadüfi değildir. Aksine, kullanıcı davranışını yönlendiren ve dikkat süresini uzatmayı hedefleyen bilinçli tasarım tercihleridir. Sorunun en kritik boyutu, bu sistemlerin özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki etkileri olmakla birlikte, giderek tüm sosyal medya kullanıcılarının dikkat, psikoloji ve insan ilişkileri üzerinde belirgin olumsuz etkiler üretmeye başlamasıdır.” denildi.

“TOPLUMUN GENİŞ KESİMLERİNİ ETKİLEYEN BİR ‘EKRAN VE DİKKAT KRİZİ’ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

Çocuklar ve ergenlerin, gelişimsel olarak dürtü kontrolü ve risk değerlendirme konusunda yetişkinlere göre daha kırılgan olduğu, bu nedenle bu tür sistemlere karşı daha savunmasız oldukları kaydedilen açıklamada, “Bugün çocuklardan gençlere, ebeveynlerden yetişkinlere kadar toplumun geniş kesimlerini etkileyen bir ‘ekran ve dikkat krizi’ ile karşı karşıyayız. Aile içi iletişimin zayıflaması, dikkat dağınıklığı, yalnızlaşma ve sosyal kopuş gibi sorunlar giderek daha görünür hale gelmektedir. Birçok anne baba artık aynı evin içinde çocuklarına ulaşamadığını hissetmektedir. Çocukların da ekrana bağlanan anne babalardan yeterince ilgi ve destek görememesi aile bağlarını zayıflatmaktadır. Aynı sofrada oturup birbirine bakmayan, aynı odada bulunup aynı hayatı paylaşamayan ailelerin sayısı giderek artmaktadır.” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Dava dosyamızda yer alan bilimsel uzman görüşlerinde açıkça izah edildiği üzere, sosyal medya platformlarının tasarımında kullanılan bazı mekanizmalar bağımlılık üretmekte, psikolojik hasara sebep olmakta ve nörolojik sorunlar doğurmaktadır. Özellikle ‘ödülün ne zaman geleceğinin bilinmemesi’ üzerine kurulu sistemler, kullanıcıyı tekrar tekrar platforma dönmeye teşvik etmekte ve bir girdabın içine çekmektedir. Sosyal medya kullanımının artmasıyla depresyon, kaygı (anksiyete) ve uyku problemleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmaktadır. Günde üç saatten fazla ekran kullanımı, psikolojik riskleri belirgin şekilde artırmaktadır. Ayrıca çocukların ve gençlerin önemli bir kısmı sosyal medya nedeniyle derslerine, gelişimlerine ve sosyal ilişkilerine daha az zaman ayırdığını ifade etmektedir.”

Bu durumun yalnızca bireysel değil, eğitim sistemi ve toplumsal yapı açısından da ciddi riskler oluşturduğu vurgulanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“İstanbul Aile Vakfı olarak bu davayı açarken temel hedefimiz, bir taraftan hukuki süreçleri ilerletmek diğer taraftan toplumsal farkındalığı artırmaktır. Tüm gelişmiş ülkelerde sosyal medya şirketleri ağır yaptırımlara ve denetimlere tabi tutulmaktadır. Bu şirketlerin ülkemizde de sebep olduğu kişisel ve toplumsal tahribatın hesabını vermesini istiyoruz. Sosyal medya platformlarının tasarım süreçlerinde çocukların ve gençlerin korunmasını önceleyen standartlar geliştirilmelidir. Şirketler, ürünlerinin etkileri konusunda daha şeffaf olmalı, bağımlılık üreten tasarım tercihlerini açıklamalı ve toplumsal sorumluluk üstlenmelidir. Biz teknolojiye karşı değiliz. Çocukların, gençlerin ve tüm kullanıcıların ekran karşısında yalnızlaşmasına, dikkatlerinin ticari sistemlere teslim edilmesine ve insan ilişkilerinin aşınmasına karşı sorumluluk çağrısı yapıyoruz.”

Bugün artık yalnızca bireysel tedbirlerle çözülebilecek bir sorunla karşı karşıya olunmadığına işaret edilen açıklamada, “Çünkü mesele sadece ekran kullanımı değil, dikkatimizi, ilişkilerimizi ve toplumsal hayatı şekillendiren bütünleşik bir ekran ekosistemidir. Bu bir başlangıçtır. Bu bir uyarıdır ve bu geleceği koruma iradesidir. 19 Mayıs, yalnızca bir toprak müdafaasının değil, geleceği, gençliği ve milletin istikbalini koruma iradesinin de tarihidir. Bugün dijital çağda çocuklarımızın ve gençlerimizin zihin dünyasını korumak da bu sorumluluğun bir parçasıdır. Biliyoruz ki, geleceği korumak, bugünden başlar. Temiz ekran demek, istiklali ve istikbali güvence altına almak demektir.” ifadeleri kullanıldı.

 


KAYNAK: AA

Share.
Exit mobile version