Perşembe, Şubat 26

Millî Eğitim Bakanlığı okullarda “Maarifin Kalbinde Ramazan” etkinliklerinin kapısını aralayınca sınıflar, koridorlar, okul bahçeleri, evler ve camiler çocukların sevinç çığlıkları ve ilahi sedalarıyla şenlendi. Bu durum dini coşkusunu yıllar boyu içinde saklamaya mecbur bırakılmış Türk halkını görülmemiş bir sevince boğarken birilerinin de uykusunu fena halde kaçırdı.

İnsan değişiyor, toplum değişiyor, dünya değişiyor ama söz konusu milli birlik ve beraberlik olunca birilerinin karın ağrısı hiç değişmiyor.

Bu tipler Kabe’den rahatsız olduğu gibi hacıdan ve hocadan da rahatsızlar.

Din, iman deyince hafakanlar basıyor bunları, Allah, Peygamber diyen birilerini duyunca çakma ayarları bozuluyor hemen. Hele bir de okul sıralarındaki çocukların ve gençlerin büyük bir şevkle ilahi söylemeleri böylelerini adeta şaşkına çeviriyor.

Nasıl olur? Diyorlar akılları sıra. Bu topluma kendi kültürünü, dinini, değerlerini unutturmak için onca mücadele verdik, baskılar yaptık, ötekileştirme politikaları uyguladık ama günün sonunda gelin görün ki sınıflarda, koridorlarda, okul bahçelerinde çocuklar “Kabe’de hacılar hu der Allah” gibi ilahileri coşkuyla söylüyor, “Ramazan geldi Ramazan” gibi besteler eşliğinde bu ayın gelişini coşkuyla karşılıyorlar. Bu nasıl olur? 

Türkiye’yi tanımıyor bunlar, Türk’ün ne anlam ifade ettiğini de bilmiyorlar. Ne kendi kültürlerinden haberleri var ne dinlerinden ne de tarihlerinden…

Müslümanlıkla cihan hakimiyeti mefkuresine doğrulan ve şehitlerin al kanlarıyla yoğrulan bir vatanın geleceğini inşa edecek çocukların ne idüğü belirsiz müzikler eşliğinde havlamalarını ve anlamsızca tepinmelerini Allah demelerine tercih eden müstemleke olduğu kadar mankurtlaşmış bir zihniyetle karşı karşıyayız.  

Türkiye’yi köklerinden koparmaya çalıştı bu zihniyet ama bunu başaramadı. Eğitim sistemini kendi değerlerinden soyutlamaya kalkıştı ama beceremedi. Öz kimliği yoz kimliğe tebdil etmek istedi ama dönüştüremedi. Aradan sular seller aktı geçti. Neticede eski Türkiye bile değişti ama bu zihniyet hala değişmiyor. Günler kendilerini her gün yenilerken, mevsimler birbiri ardı sıra değişip dururken yerinde saymak ve değişememek ne kötü.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeliyle eğitimde yapılan devrim, meyvelerini çok erken vermeye başladı.

Aslında eğitim geç çiçek açan ve meyvesini çok geç veren bir ağaçtır. Gelin görün ki Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli bu süreci oldukça hızlandırdı. Eğitim ortamlarını sadece akademik bilgilerin aktarıldığı mekanlar olmaktan çıkarıp bununla birlikte bireysel ve toplumsal değerlerin de çocuklarımıza kazandırıldığı ortamlar haline dönüştürme idealiyle eğitim hayatımıza giren Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, yıllarca özlemi duyulan bu idealin çok kısa sayılabilecek bir sürede gerçekleşeceği müjdesini verdi bizlere.

Eğitimdeki bu yeni vizyon sayesinde okullar, çocukların hem içinde yaşadıkları dünyaya karşı bilinçlendikleri hem de mutluluk duyarak ve kendilerini en iyi şekilde ifade ederek eğitim gördükleri alanlara dönüştü.

Maarif Modeli, okulu yeniden tanımlayarak işe başladı.

Bu model okulları sadece bilgi veren yerler olmanın ötesine taşıyarak aynı anda milli kimliğin inşa edildiği ve toplumsal değerlerin içselleştirildiği yaşayan mekanlar haline getirdi. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin liderliğinde bakanlık, geleneksel oyunlardan ana dil becerilerine kadar pek çok konuda hızlı adımlar atarak bin yılların ötesinden süzülüp gelen kültürel mirasımızın korunması hususunda devrim niteliğinde uygulamalara imza attı.

İsrail’in Gazze’ye yönelik insan hakları ihlaline karşı duyarlılık oluşturmak amacıyla okullarda yapılan saygı duruşu etkinliği bunlardan biriydi. Orman yangınları sebebiyle okullarda gerçekleştirilen doğa sevgisi ve çevre bilinci etkinlikleri ise bir diğeri. Yine okullardaki “Bayrak” temalı etkinliklerle oluşturulmaya çalışılan Türk Bayrağı ve milli birlik siyaseti ile Ramazan ayı ve dayanışma ruhunu güçlendirmek amacıyla okullarda gerçekleştirilmekte olan “Maarifin Kalbinde Ramazan” etkinliği de bunlar arasında sayılabilir.

Farkındalık oluşturan bu etkinlikler sayesinde çocuklar, eğitim ortamlarına daha fazla aidiyet duyuyor, okullarına daha keyifle geliyor ve hem bilinçlenerek hem de eğlenerek kalıcı bir öğrenme gerçekleştiriyorlar.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli sayesinde toplumun değerleri, çocukların dil ve gönüllerinde köklenip filizlenerek hayat buluyor.

Uzun yıllardan beri toprağımızı süren derebeylerinden malımızı- mülkümüzü geri alarak kendi tarlalarımızı kendi çabamızla sürmeye ve ekmeye başlamanın miladıdır bütün bunlar. Diğer bir deyişle başka kültürlerin desenleriyle süslenmiş gönül hanelerimize kendi kültür ve medeniyet değerlerimizin seçkin tablolarını asmanın tarihi sorumluluğunu yüklenmek…

Millî Eğitim Bakanlığı’nın “Maarifin Kalbinde Ramazan” etkinliklerine Celal Karatüre ve arkadaşlarının coşku ve samimiyetle seslendirdiği “Kabe’de Hacılar” eseri damga vuruyor.

Çocukluk, samimiyetin ve masumiyetin olduğu kadar katıksız bir coşkunun da mevsimidir. “Kabe’de Hacılar” ilahisi çocukların olduğu gibi hepimizin içinde küllenmiş dini coşkuyu, tebessümü, tevazuu, samimiyeti, hasbiliği ve benzeri güzel hasletleri tetikleyerek harekete geçirdi. Elbette bundan en büyük payı coşku ve samimiyetin günahsız temsilcileri olan çocuklar aldı. Şimdilerde sınıflar başta olmak üzere koridorlarda, okul bahçelerinde, ev ve camilerde bu ilahi çocukların dilinden düşmüyor.

Karatüre bizi çocukluk yıllarımıza götürdü.

O masum yıllarda dillerimizde en çok Yunus Emre’nin “Sordum sarı çiçeğe” ve “Şol cennetin ırmakları” gibi ilahileri dolanır ve bağıra çağıra onları söylerdik. Bu ilahilerden ilki, bizi yaşadığımız tabiatla bütünleştirirken diğeri de içimize gürül gürül dini coşkuyu doldururdu. Bir farkla ki biz bu ilahileri okullarımızda, sınıflarımızda ve sokaklarımızda asla söyleyemez sadece kimseciklerin olmadığı mekânlarda dile getirebilirdik.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın kültürel mirasımızın korunması, toplumsal değerlerimizin içselleştirilmesi ile milli birlik ve beraberliğimizin güçlendirilmesi adına yürüttüğü devrim niteliğindeki bu etkinlikleri bazıları tahfif etmeye kalkışarak “Talibanlaştırma” olarak nitelendirmiş.

Asla sürpriz olmadı zira bu azgın azınlığın ta başından beri bu milletin kültür ve medeniyet değerleriyle problem yaşadığı herkesin malumu.

Onlar istiyor ki kendi zihinleri gibi bu ülkenin evlatları da başka kültürlere hizmet ederek köleleşsin, zihinleri mankurtlaşsın. Ama rüzgâr hiç de onların istediği taraftan esmiyor. Toplum özgürlüğün anlamını buldu, çocuklar ise masumiyet ile dini coşkunun tadını aldı bir kere.

Bundan sonra birilerinin bunlara eski Türkiye’nin yerinde yeller estiğini daha sık söylemesi lazım.

Mürsel Gündoğdu / Haber7

murselgundogdu@gmail.com

 

 

 

 

Share.
Exit mobile version