Meclisin gündeminde hobi bahçeleri var. Tarım Orman Komisyonu, tarım arazilerinin korunması için bir yasa teklifi hazırlamış. Tarlalara yapılan hobi bahçeleri kaldırılacak, üzerlerindeki yapılar yıkılacak, yasaya uymayanlara ağır cezalar kesilecek.
Türkiye’de 11 bin kadar hobi bahçesi var deniyor. Özellikle pandemi döneminde insanlar kaçacak yer ararken bu tip projeler imdada yetişti. 300 – 500 metrekare yer bulabilenler oraya bir konteyner veya karavan koyup fiili ikametgaha dönüştürdü. Biraz da o zamanın koşulları gereği ses etmeyen devlet, şimdi “yasaya aykırı, yıkacağım” diyor.
Hobi bahçesi adeti, önce ABD’de Avrupa’da başlamış sonra bize gelmiş. “Ayağıma biraz toprak değsin” diyen şehirlilerin kırsalda domates, biber ektiği, hafta sonu vakit geçirdiği küçük bahçelerden söz ediyoruz. Türkiye gibi çarpık kentleşme sorunu yaşayan bir ülke için hem çok güzel hem de tehlikeli bir iş.
Güzelliği, devasa şehirlerin karanlık mahallelerine sıkışmış insanlara nefes alma imkanı vermesinden geliyor. Riski ise zaten çarpık olan yerleşim düzenini iyice kötüleştirme ihtimali.
Tarım arazilerinin yasaya aykırı biçimde yerleşime açılması kabul edilebilir bir şey değil.
Bir zamanlar şehirlerin çeperlerini işgal eden gecekondu mahallerinin yeniden hortlaması da faydadan çok zarar getirir.
İmar yasalarını tanımayan rant alanlarının oluşması da her açıdan sıkıntı doğurur.
Bu perspektiften bakınca hobi bahçelerine müdahale edilmesi doğru bir karar gibi görünüyor.
Ancak, madalyonun bir de öbür yüzü var….
Binlerce insanın dişinden tırnağından artırarak kurduğu bu düzenlerin bugün bozulmasının kime ne faydası olacak? Zaten yapılmış ve kimsenin tarımına engel olmayan bahçelerin sökülmesi sadece vatandaşın canını yakmaya yarar.
Bahçe sahiplerinin büyük çoğunluğu emekliler. Hayatlarındaki belki de tek renk buradaki uğraşları. Bu insanları sırf doğanın içinde bir kulübe sahibi olmak istedikleri için cezalandırmak ne kadar adil?
Üstelik konu hobi bahçesi ile de sınırlı değil. 5 dönümden küçük tarlalara yapılan kulübeler, onlara çekilen elektrik-su aboneliği de yasaklanıyor. Oysa Anadolu’da pek çok köylü, küçük parsellerde çiftçilik yapıyor. Belki toplam 40 dönüm arazisi var ama, 5 dönümü bir arada bulamazsın. Miras sebebi ile zaman içinde bölünmüş ve çoğunu birleştirmek de mümkün değil. Bazı bölgelerde en yaygın parseller 2-3 dönüm büyüklüğünde. Yani 5 dönüm şartı ile köylünün hasat veya ekim zamanı işini görmek için koyduğu kulübeyi de yasadışı ilan ediyoruz.
Sorun kaçak yapı ise eğer Türkiye’nin sahil bölgelerinde on binlerce kaçak yapı var. Çoğu da lüks villalar, daireler hatta oteller… Geçmiş dönemlerin yasal boşluklarını kullanarak veya artık herkesin bildiği belediye yolsuzlukları sayesinde mantar gibi bitmişler. Bunlar da bugünkü yasalara uymuyor ama, ne topluca yıkılmaları gündeme geliyor ne de cezalandırılmaları. Devletin zengine ses etmediği, sıradan vatandaşın peşine düştüğü gibi bir algı oluşturmak ne kadar doğru?
Halbuki kamu çıkarını korumak için ille de vatandaşın canını yakmaya gerek yok. Çok basit bir iki noktayı gözeterek vatandaşı üzmeyen bir düzenleme yapılabilir.
Öncelikle bugüne kadar yapılmış olanlara muafiyet getirilmeli. Şayet kır evi olmaktan çıkıp malikaneye dönüşmüş ise o başka, ama vatandaşın üç kuruş birikimi ile yaptığı prefabrik yapılara dokunulmaması gerek. Zaten bu konuda olumlu bir açıklama da geldi. Ak Parti Meclis Grup Başkanı Abdullah Güler, “düzenleme geçmişte yapılanları kapsamayacak” dedi.
Bundan sonrası için de kökten yasaklamak yerinde makul bir sınırlama getirilebilir. Mesela en çok bir konteyner büyüklüğü kadar -21 metrekare- kapalı alan gibi bir sınır, gerçekten bahçecilik yapmak isteyenlerin bu hobiye devam etmesini sağlar. Kulübeden eve, villaya mı geçmeye kalktın, tamam o zaman ceza kesilsin. Ama kulübe, adı üstünde, küçük ve maksadı sınırlı bir yapıdır.
Kooperatif yöntemi ile büyük arazilerin hobi bahçelerine dönüştürülmesi yasaklanabilir. Fakat vatandaşın kendisine ait müstakil bir parselde kanun çevresinde kulübe kurmasına izin verilmesi gerekir. Aksi taktirde “bağ damı” dediğimiz tüm yapılar illegal hale gelir.
Elektrik ve su aboneliği veren şirketlere ceza verilmesi ise içinden çıkılması zor bir yaklaşım. Bu şirketler şehirlerdeki kaçak yapılara da elektrik-su veriyorlar! Tarladaki bir kulübeye elektrik aboneliği vermek suçsa eğer, misal Kuşadası sahilindeki kaçak villaya vermenin de suç olması gerekir.
Tarım arazilerimiz de şehirlerimiz de vatandaşımızın mutluluğu da çok önemli. Umalım ki hepsini koruyabilecek bir orta yol bulunsun.











