Atina’ya sonbaharın ilk ciddi yağmuru düştü. Halk biraz serinlemenin keyfini çıkarıyor. Ancak siyaset tam aksi yönde, ısınmaya devam ediyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler konuşması Yunanistan gündemine bomba gibi düştü. Erdoğan’ın KKTC’nin tanınmasına yönelik talebi ciddi tartışmaya yol açtı. Özellikle muhalif gazeteler, haberi “büyük bir gerilim” şeklinde görüyor. Miçotakis hükümetine yakın yayın kuruluşları ise daha yansız bir dili tercih ediyor.
Muhalefetteki yaygın kanıya göre Türkiye ile yaşanabilecek bir kriz, Miçotakis hükümetinin sonu olur. Bunun için deyim yerinde ise “yangına körükle gitme” stratejisi izliyorlar. Hükümetin Türkiye’ye yeterince sert yanıt vermediğini, ulusal çıkarları koruyamadığını söylüyorlar.
Bu tarz, “AKP adaları, kayalıkları Yunan’a bıraktı” diye tezvirat yapan bizim muhalefetin yaklaşımına benziyor.
Bazı gazetelerin haberlerinde Erdoğan’ın Doğu Akdeniz Konferansı önerisine de yer verilmesi, Yunan siyaset koridorlarında Türkiye ile yeni bir uzlaşı zemini arayışının konuşulduğuna dair bir işaret olarak okunabilir.
***
Alexis Papahelas, Yunanistan’daki liberal merkez sağın en önemli yayın organı Kathimerini gazetesinin yayın yönetmeni. Pazartesi günü yayınlanan makalesinde Türk-Yunan ilişkilerine dair üç kritik göstergeye dikkat çekiyor, ve “bu göstergelerde istikrasızlık varsa sorun var demektir” diyor.
Bunlardan ilki, iki ülkeden herhangi birinde oluşabilecek politik belirsizlik.
İkincisi, iki ülke arasındaki iletişim kanallarının çalışıp çalışmadığı.
Üçüncü gösterge ise uluslararası ortam.
Papahelas’a göre şu an Türkiye ve Yunanistan ilişkilerinde üç gösterge de sorunlu.
Yunanistan’da politik belirsizliğin düzelmediğini, kutuplaşmanın aşırı boyutlara vardığını, tek başına iktidarın sağlanamayacağı seçim turlarının ufukta olduğunu söylüyor.
Yunan hükümetinin Türkiye ile iletişim kanallarını çalıştırmadığından söz ediyor.
Papahelas, ABD’nin de belirsizlik dönemine girdiğini ve bunun Türk-Yunan ilişkilerine olumsuz yansıyacağını iddia ediyor.
Alexis Papahelas’ın Miçotakis hükümetine yönelik eleştirileri çok önemli. Çünkü kendisi muhalif kamptan birisi değil, aksine merkez-sağın ve Atlantikçi çizginin en kuvvetli yazarı.
Yazısının son cümlesi hükümete çok net bir uyarı gibi duruyor: “..işi ciddiye almamız ve tehlikeli yanlış adımlardan kaçınmamız lazım.”
***
Papahelas’ın bunu kast etmediğini sanıyorum ama, “tehlikeli yanlış adım” deyince benim aklıma hemen İsrail ile yakınlaşma geliyor.
İsrail’den Aşil Kalkanı alımı çokça eleştiriye de hedef oldu.
Peki acaba Yunan kamuoyu bu işe ne diyor?
Alpha TV’nin yaptırdığı ankete göre halkın büyük çoğunluğu (%60’ı) Aşil Kalkanını güvenlik için çok önemli bir hamle olarak görüyor. “Aşil Kalkanı alımı güvenlik için önemli bir adım değil” diyenlerin oranı %25’te kalıyor.
Bu yanıtlara paralel olarak katılımcıların %51’i Türkiye ile yaşanacak bir gerilimden endişe duyduğunu söylüyor. “Türkiye ile gerilimden endişe duymuyorum” diyenler ise %41.
Hükümetin en başarılı bulunan bakanı ise Türkiye’ye yönelik şahin tavrı ile öne çıkan Nikos Dendias. %23 oy alan Dendias’dan iki sıra sonra 3. Sırada %8 ile başka bir savaş yanlısı bakan Adonis Georgiadis geliyor. Georgiadis aynı zamanda “İsrail’in adamı” olarak biliniyor.
***
Halk, yer yer şikayetçi olsa da Miçotakis’in ekonomi yönetiminden genel anlamda hoşnut. İnsanlar, Türkiye ile yaşanacak bir gerilimin ekonomiyi olumsuz etkilemesinden endişe ediyor. Bunun için de kendi cüzdanı ile hükümetin güvenlik politikaları arasında sıkışıp kalıyor.
En önemlisi, Yunan siyaseti, Atina havası gibi belirsiz. Belirsizlik, Türkiye ile ilişkileri daha çetrefilli bir hale getiriyor ve halkın psikolojisine yansıyor.
Gaffar Yakınca / Haber7

