Cumartesi, Eylül 12

Son günlerde Orta Doğu’da yeniden tansiyonun yükseldiğini, barış ve ateşkes bir yana İran ve ABD-İsrail ortaklığının birbirilerine karşı daha uzun soluklu bir mücadeleye hazırlandığını görüyoruz ne yazık ki.

Amerikan kamuoyu, özellikle Trump’a yakın çizgide bulunan yayın organları “hızlı zafer” anlatısını şişirip duruyor. Fox News sunucuları, örneğin Jesse Watters ve Fox & Friends ekibi, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü askeri mücadelenin ve deniz ablukasının tamamen başarıya ulaştığını, İran’ın çökmek üzere olduğunu ve savaşın kazanıldığını öne süren yayınlar yapıyor.

Ancak bu zafer ilanlarıyla aynı günlerde The Wall Street Journal’ın yayımladığı istihbarat raporları taban tabana zıt bir tablo çiziyor. Habere göre Beyaz Saray içindeki üst düzey yetkililer, çatışmanın 2029’a kadar uzayabileceği konusunda Trump’a uyarılarda bulunuyor.

TRUMP “KASIM” DESE DE KABİNESİ “2029’DA BİTER” DİYOR!

ABD Başkanı Trump, hafta içinde savaşın ne zaman sona ereceğine yönelik bir açıklama yaparak Kasım ayındaki seçimleri işaret etti. Seçimlere dek İran’ı gereken şiddette vuramadıklarını ancak ara seçimlerden sonra bu savaşın sona ereceğini ileri sürdü.

Sızdırılan istihbarat verilerine göre ise Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun da aralarında olduğu üst düzey kabine görevliler, İran ile devam eden savaşın Trump’ın görev süresinin sonuna dek, yani 2029 yılına dek sürebileceğini öngörüyor. Hatta bu hususta uyarılarda da bulunuyor bu isimler.

İddialara göre Vance, bu olumsuz askeri değerlendirmeleri kamuoyundan uzak tutmak ve Trump’ın “hızlı zafer” söylemiyle çelişmemesini sağlamakla da suçlanıyor. Doğrulanmış olmasa da bu iddia, yönetim içindeki gerilimin boyutunu gösteriyor.

Pek tabii seçim öncesi bu vaziyeti dillendirmek cesaret istiyor. Zafer anlatısı oy kazandırma potansiyeli taşıyor sonuçta.

HEM ABD KARA ÜSLERİ HEM DE DONANMA RİSK ALTINDA!

ABD yönetiminin sahadaki mevcut durumunu daha net anlamaya çalışalım.

Bahreyn’deki ABD üssü, İran’ın füze ve İHA saldırıları sonucu ağır hasar gördü. Bu durumu ABD Donanma Bakan Vekili Hung Cao, “Bahreyn’i darmadağın ettiler” sözleriyle itiraf etti.

İşin ciddiyeti sözlü itirafla da sınırlı kalmıyor. Donanma, saldırıların tesisleri kullanılamaz hale getirmesi üzerine üssün geleceğini, tamir edilip edilemeyeceğini ve kuvvetlerin buraya geri dönüp dönmeyeceğini araştırmak için özel bir görev gücü kurdu. Deniz Operasyonları Komutanı Amiral Daryl Caudle, personelin yakın bir zamanda Bahreyn’deki üsse geri dönemeyeceğini ifade etti.

Üssün devre dışı kalması, bölgedeki uçak gemisi görev gruplarının, örneğin USS Abraham Lincoln’ün, ikmal yapacak liman bulmasını da son derece zorlaştırdı.

Bölgedeki 5. Filo Karargahı’nın geleceği belirsiz. Eski CIA Direktörü David Petraeus dahil eski üst düzey askeri yetkililer, İran’ın menzil ve vurucu güç kapasitesi nedeniyle ABD’nin bölgedeki sabit kara üslerinin artık sürdürülebilir olmadığını, kuvvetlerin savunmasız birer hedef haline geldiğini belirtiyor.

İşin donanma tarafına bakarsak, orada da işler pek iç açıcı değil ABD açısından.

Son bir hafta içinde İran, ABD’ye ait savaş ve uçak gemilerine yönelik en az üç füze saldırısı düzenledi.

Saldırılar önlense de ABD’li yetkililer, İran’ın hareketli savaş gemilerini izleme, uydu-istihbarat verilerini güncelleme ve hedef alma yeteneğinin önemli ölçüde gelişmesinden endişe duyuyor. Yani İran, misillemelerle riskli bir kumar oynasa da sonuç alıyor. En azından öyle gözüküyor.

Füze üretim altyapısını yenilemek için mali kaynağa ihtiyaç duyuyor İran. Teknik uzmanlık, tedarik zinciri ve zaman da gerekiyor bunun için.

İran bu gerçekliğe rağmen füze kapasitesini yenilediğini duyurdu yakın zamanda. ABD veya Körfez’deki varlıklarına yönelik saldırılarını artırmaya da hazır olduğunu belirtti.

Açıklamalar propaganda mücadelesinin işareti olsa da İranlılar, bölge ülkelerindeki ABD üslerine yönelik saldırılarla, ABD-İsrail bloğunun Hava Savunma Sistemi kapasitesini zayıflatmaya devam ediyor.

BEYAZ SARAY “HÜRMÜZ” PROBLEMİYLE ÇIKMAZ SOKAĞA GİRDİ

Askeri olarak İran’a diş geçirmeyi başaramayan Washington, Hürmüz’de uyguladığı abluka ile uzun zamandır Tahran’ı köşeye sıkıştırma amacında.

Bu mücadele devam ederken takdir edersiniz ki Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişleri yüzde 90 oranında düştü. Bu da küresel enerji piyasaları ile sigorta masraflarını doğrudan etkiledi.

Brent Petrol 105 doları aşarken ABD’de dizel-motorin fiyatları son olarak 6-9 dolar bandıyla tarihi zirveleri gördü.

Burada İran’ın stratejisi, Amerikan donanmasını sahada yenmekten ziyade, küresel piyasaları daha da sarsmak ve Trump’ı ağır misilleme ile geri çekilme arasında sıkıştırmak üzerine kurulu.

Ayrıca İran, siyasi, askeri ve jeopolitik araçları birleştirerek Washington için “kalma maliyetini” çekilme kararından daha yüksek hale getirmeyi de hedefliyor.

YAPTIRIMLAR SONUÇ VERİYOR MU?

İran’da yıllık enflasyon yüzde 82. Gıda enflasyonu yüzde 134.

İran riyalinin değer kaybı, yoksulluk, işsizlik, halk arasındaki hoşnutsuzluk gibi Tahran yönetimini zorlayan iç dinamikler var olsa da yıllardır yaptırımların gölgesinde yaşayan halk için gece-gündüz boyutunda bir değişim yok.

Burada gözden kaçırılmaması gereken bir psikolojik fark var.

ABD’de zamlı yakıta gösterilecek tepki ile yıllardır yaptırımların gölgesinde yaşayan, çoğu zaten yoksulluk sınırının altında bulunan İran halkının ekonomik kötüleşmeye vereceği tepki aynı değil.

Amerikalı için zamlı yakıt, hükümetin başarısızlığına karşı sandıkta verilecek rasyonel bir hesap sorma aracıyken, İranlı için bu yeni ekonomik baskı, dış düşmana karşı varoluşsal bir direniş çerçevesine oturtulabiliyor.

Yıllardır süregelen, kuşatma altında yaşamaya alışmış bir toplum için acı, rejime değil dışarıdaki düşmana yönelen bir öfkeye dönüşebiliyor. Bu da Washington’ın yaptırım stratejisinin neden beklenen hızda sonuç vermediğinin yanıtı aslında.

Tablo bu iken, 24 Ağustos’ta Trump’ın talimatıyla Ticaret Bakanı Scott Bessent “Ekonomik Dışlanmışlar Operasyonu” başlatmıştı. Bu yaptırım kampanyası, birkaç satır önce ruh halini yansıtmaya çalıştığımız İran’ı henüz çökertemedi.

Ek olarak Şangay İşbirliği Örgütü üyesi 10 ülke, ABD yaptırımları karşısında Tahran’a diplomatik kalkan olmayı seçti.

İRAN NÜKLEER GÜÇ SAHİBİ OLACAK MI?

Savaşın başından bu yana rejim değişikliğiyle birlikte zikredilen bir başka husus İran’ın nükleer kapasitesinin sınırlandırılması. ABD hava bombardımanıyla tesisleri hedef aldı. Bazı saldırıların göstermelik olması burada hedeflenen noktanın ne denli meşakkatli olduğunu gösteriyor bizlere aslında.

Dağların altına gizlenen tesisleri tespit etmek bir yana, tahrip etmekten bahsediyor Amerikalılar. Tüm teknolojik imkanlara rağmen geçtiğimiz 6 ayda İran nükleerine ulaşılamaması, ABD’nin burada da söylemleriyle zıt bir pozisyonda kaldığını gözler önüne seriyor.

SAVAŞ SEÇİMLERİ NASIL ETKİLEYECEK?

Amerikan kamuoyu birbirinden farklı iki gerçeklik içinde yaşıyor. Cumhuriyetçi parti içindeki kuşak çatlağı da bu tezatı derinleştiriyor.

Genç Cumhuriyetçiler, ABD’yi savaşta görmek istemezken, parti yönetimi seçmenlere hala “kazanılmış savaş” hikayesini satmaya çalışıyor.

Trump’ın siyasetten yorulmaya başladığını belirtmesi kimi çevreler tarafından “espri” şeklinde algılansa da bu ifadeleri tesadüf olarak görmeyenlerin sayısı epey fazla.

Görev süresinin sonuna kadar sürmesi beklenen bir savaşın içine düşen Trump, seçmenine sunduğu iyimser tablo ile danışmanlarının çizdiği kasvetli senaryo arasında sıkışmış durumda. Belki de yorgunluğunun sebebi budur, kim bilir?
 

Demokratları zaten zikretmeye gerek yok. Trump taraftarları ile karşıtları arasındaki kamplaşma oldukça sertleşmiş durumda. Anketlere göre savaş sürdükçe oy kaybetmeye devam eden ABD başkanının ara seçimlerde kaybetmekten başka seçeneği kaldı mı acaba?

ABD için asıl kayıp, başından beri İsrail’in peşinde savaşa girmesiydi. Başarısız bir sınav verdiği için bırakın Washington’ın Orta Doğu’daki konumunu, dolara bağımlı küresel ticaret düzeninin geleceği de sorgulanıyor artık.

Akif Küçükal / Haber7

Share.
Exit mobile version