Perşembe, Ağustos 20

1 milyon 279 bin 439’u tercihte bulunduğu 2026 YKS yerleştirme sonuçları nihayet açıklandı. Tercihlerin açıklanmasının hemen ardından her zaman olduğu gibi sevinç çığlıkları atan öğrenciler de, yerleşemediğini görüp 2027 YKS için şimdiden çalışmaya başlayan öğrenciler de, kesin bir üniversite ve bölüme yerleşeceğini düşünüp de yerleşemediğini gören ve gözyaşı döken öğrenciler de ne yazık ki hayatın bir gerçeği olarak karşımızda duruyor. Yurt içindeki devlet ve vakıf üniversitelerinin örgün ön lisans ve lisans programlarına yerleşen aday sayısı ise 619 bin 766 oldu.

Bu hafta açıklanan yerleştirme sonuçlarının ardından bu yıl üniversiteye yerleşen üniversitelileri nasıl bir Türkiye ve dünya bekliyor sorusunun peşine düştük. Öyle ya 24-28 Ağustos tarihlerinde kazanmış oldukları üniversitelere kayıt yaptıran öğrencileri mezuniyetlerinden sonra ortalama 40 yıllık bir meslek hayatı öğrencileri bekliyor…

Genç üniversitelileri nasıl bir 40 yıl bekliyor?

Zamanın durdurulamaz çarkları arasında, sadece yılları değil, bildiğimiz anlamdaki dünyayı da geride bırakıyoruz. Bir eğitimci ve iletişimci olarak penceremden dışarı baktığımda, önümüzdeki 40 yılın sadece teknolojik bir sıçrama değil, insanlık tarihinin en köklü kabuk değiştirme dönemi olacağını görüyorum. 2060’lı yıllara doğru yürürken, yapay zekânın asistanlıktan liderliğe soyunduğu, iklim krizinin coğrafyaları yeniden şekillendirdiği ve insan olmanın anlamının sorgulandığı geleceğin ufkunun ötesinde bir şafağın eseriyle karşı karşıyayız. Peki, bu yeni şafakta bizi nasıl bir dünya, nasıl bir Türkiye ve en önemlisi nasıl bir insanlık bekliyor?

Önümüzdeki 40 yılda dünya, iki büyük akımın savaşına sahne olacak: Dijitalleşmenin getirdiği sınırsızlık ve kaynak kıtlığının getirdiği sınırlandırmalar. Yapay genel zeka (AGI) ve kuantum bilgisayarlar, bugünün çözülemeyen bilimsel kördüğümlerini dakikalar içinde çözecek. Öte yandan, demografik dengeler tamamen altüst oluyor. Dünya nüfusu yaşlanırken, nüfus patlamasının merkezi tamamen Sahra Altı Afrika’ya kayacak. Batı dünyası ve Doğu Asya, tarihin en büyük “yaşlı nüfus” kriziyle karşı karşıya kalırken, iş gücü ve tüketim dinamikleri radikal biçimde değişecek.

Türkiye için bu süreç çok daha kritik bir virajı işaret ediyor. Ülkemiz, geleneksel “genç nüfus” avantajını önümüzdeki birkaç on yılda kaybederek hızla yaşlanan bir demografik yapıya bürünecek. 2060’lara geldiğimizde, medyan yaşımızın 50’lerin üzerine çıktığı, emekli yoğunluklu bir Türkiye tablosu göreceğiz. Bununla birlikte, iklim göçlerinin tam kavşağında yer alan ülkemiz, su kaynaklarının yönetimi ve tarımsal dönüşüm konusunda küresel bir strateji merkezi olmak zorunda kalacak. Şehirlerimiz dikey tarım kuleleriyle, akıllı enerji ağlarıyla donatılırken, Anadolu’nun ortasında yükselen yeşil teknoloji vadileri yeni üretim üssümüz olacak.

Mesleklerin ölümü, dönüşümü ve yeniden doğuşu

Bu devasa dönüşümün ortasında, bugünün gençlerinin sorduğu en hayati soru aslında benim zihnimde her gün çınlıyor: “Ben hangi mesleği seçmeliyim?” Sevgili gençler, sizlere ilk geleceğin ufkunun ötesindeki uyarımı yapayım: Bir unvana bağlı meslek seçme devri tamamen kapanmıştır. Önümüzdeki 40 yılda, bugünkü mesleklerin belki de yarısından fazlası ya yapay zeka tarafından muhtemelen devralınacak ya da tamamen form değiştirecek. Statik diplomalar, adeta alındığı gün hükmünü yitiren eski zaman gazete kağıtlarına dönüşüp nereye koyulduğunu bile bilmeden evinizin bir köşesinde mışıl mışıl uyuyor olacak.

Geleceğin dünyası çok kimlikli gençleri bekliyor

Geleceğin dünyasında parlayacak alanlar; siber güvenlik mimarlığı, yapay zeka etik uzmanlığı, iklim mühendisliği, biyoteknoloji rehberliği ve veri analistliği olacak. Ancak Türkiye özelinde, yaşlanan nüfusu yönetecek “geriatri ve uzun yaşam koçluğu”, robotik tarım uzmanlığı ve dijital dönüşüm danışmanlığı gibi alanlar da hayati önem kazanacak. Gençler; kendinizi bir “makine mühendisi” veya “hukukçu” olarak kodlamayın. Kendinizi “problem çözen”, “veri yorumlayan” ve “sistem tasarlayan” esnek beyinler olarak yetiştirin. Gelecekte tek bir mesleğiniz olmayacak; hayatınız boyunca en az 4 veya 5 farklı sektörel kimlik değiştirmeye hazır olun.

Geleceğin gerçek gücü: İletişim ve Analitik Düşünce

Teknoloji ne kadar kod yazarsa yazsın, algoritmalara teslim edilemeyecek tek bir kale kalmıştır: İnsanın kalbi ve zihni arasındaki köprü. Bir eğitimci ve iletişimci olarak her fırsatta vurguladığım gibi; önümüzdeki kırk yılın en büyük lüksü ve en çok aranan yeteneği “nitelikli iletişim” olacaktır. Herkesin ekranlara gömüldüğü, derin feyklerin (deepfake) ve manipülasyonun havada uçuştuğu bir çağda; kendini doğru ifade edebilen, dinlemeyi bilen ve kitleleri ortak bir amaca ikna edebilen gençler dünyanın yeni liderleri olacaktır.

Bu iletişimi destekleyecek en büyük güç ise analitik düşünce ve problem çözme yeteneğidir. Önümüze yığılan devasa bilgi çöplüğü içinden doğruyu yanlıştan ayırmak, sadece analitik bir süzgeçle mümkündür. Geleceğin başarılı insanı, cevabı ezbere bilen değil; yapay zekaya “doğru soruyu sorma” becerisine sahip olan insandır. Karşılaştığınız krizlerde havlu atmak yerine, onu bir algoritma gibi parçalara ayırıp, rasyonel ve yaratıcı çözümler üretebilen beyinler, 2060’ların dünyasını inşa eden asıl mimarlar olacaktır.

Teknolojik çağın insani beklentisi: Empati, Saygı ve Etik

Süper akıllı robotların sokaklarda dolaştığı bir dünyada, bizi onlardan ayıracak olan tek şey insani erdemlerimizdir. İşte tam bu noktada empati, saygı ve etik değerler birer “tercih” değil, hayatta kalma enstrümanı haline dönüşüyor. Yapay zeka acıyı hissedemez, bir robot adaletsizlik karşısında vicdan azabı çekemez. Sevgili genç dostlarım; teknik olarak ne kadar kusursuz olursanız olun, eğer bir başkasının derdiyle dertlenecek empati yeteneğiniz yoksa, geleceğin mekanik dünyasında eğitimli, meslek sahibi ama ne yazık ki birer “mekanik robottan” öteye geçemezsiniz.

Mesleki etik ve insana, doğaya, farklılıklara duyulan saygı, yeni dünyanın evrensel anayasasıdır. Genetik mühendisliğinin sınırları zorladığı, dijital evrenlerin gerçeğin yerini aldığı bir çağda, ahlaki pusulasını kaybeden her birey ve toplum felakete sürüklenecektir. Bilgiyi güce dönüştürürken, o gücü insanlığın ve dünyanın iyiliği için kullanacak bir etik bilince sahip olmak, size geleceğin en saygın makamların yolunu açacaktır aynı zamanda.

Gelecek bizden ne bekliyor?

Bir eğitimci, bir iletişimci ve bu toprakların dertleriyle dertlenen bir köşe yazarı olarak, geleceğin bu büyüleyici ve bir o kadar da ürkütücü tablosuna baktığımda ruhumda iki büyük duygu adeta çarpışıyor: Derin bir sorumluluk ve sarsılmaz bir umut!

Sevgili gençler, teknoloji ne kadar kusursuz, algoritmalar ne kadar derin olursa olsun, insan ruhunun özündeki o kadim mayayı, yani sevgiyle kurulan iletişimi ve bilgiyle harmanlanan vicdanı hiçbir yapay zeka ikame edemeyecektir. Bizler, sınıflarda sadece meslek sahibi bireyler değil, geleceğin dünyasını merhamet ve adaletle mayalayacak insanı yetiştirmenin mücadelesini veriyoruz. Unutmayın ki, en gelişmiş kuantum bilgisayarı bile bir çocuğun gözündeki ışığı veya bir öğretmenin kalbindeki o dönüştürücü heyecanı simüle edemez.

Gelecek, ona edilgen bir şekilde teslim olanların değil; bugünden itibaren aklını analitik düşünceyle, kalbini empati ve etikle donatan karakterli nesillerin ellerinde şekillenecektir. Önümüzdeki 40 yılın Türkiye’sini ve dünyasını, diplomalarından başka sermayesi olmayanlar değil; insan kalabilmenin nezaketini ve iletişim kurabilmenin asaletini unvanlarının üzerinde taşıyanlar kurtaracaktır. Bu geleceği şekillendirecek olan sorumluluğu büyük ama öğrenme aşkıyla dolu yürüyüşte pusulanız her zaman insanı yaşatmak, değerlerinize sahip çıkmak çatısı altında bilginin ışığıyla karanlığa meydan okumak olsun. Yolunuz açık, geleceğiniz aydınlık olsun.

***

Bu vesileyle üniversite yerleştirme sonucuyla birlikte emeklerinin karşılığını alan tüm öğrencilerimizi, onları sarıp sarmalayan kıymetli ailelerini ve tabi ki değerli öğretmenlerimizi şahsım ve ülkem adına canı gönülden kutluyorum.

2027 YKS yolculuğuna şimdiden başlayan tüm aday öğrencilerimize de şimdiden zihin açıklığı ve başarılar diliyorum.

***

Günün sözü: “21. yüzyılın cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil; öğrenmeyen, öğrendiğini unutmayan ve yeniden öğrenmeyenler olacaktır.” (Alvin Toffler)

İsmail YOLCU / Haber7

Çankaya Üniversitesi İletişim Koordinatörü

Share.
Exit mobile version