Cuma, Eylül 25

Dünya sofralarının ortasında, küçücük ama devasa bir lokma duruyor: Hürmüz Boğazı. Bu dar geçit, insanlığın damarlarında dolaşan enerji kanının en hayati atardamarı. Günlük yirmi milyon varil petrol ve küresel LNG ihracatının beşte biri, bu boğazın dar sularından geçerek medeniyetin çarklarını döndürüyor.

Ne var ki İran’ın İsrail ve ABD saldırılarına karşılık kendini korumak ve düşmanlarını zora sokmak için bu boğazı kapatma hamlesi, bu damarları sıkıp kan akışını durdurdu; bu yüzden petrol fiyatları yükseldi, bir varil petrolü yüz doların üzerine taşıdı. Bu yükseliş, yalnızca enerji piyasalarını değil; ticaretin yollarını, üretimin çarklarını ve finansın dengelerini sarsan zincirleme bir depreme dönüştü.

Petrol ve Gas üreten Suudi Arabistan, Kuveyt, Irak ve Katar’ın nefesi bu boğaza bağlı. Boğaz kapandığında, enerji akışındaki kesinti üretim maliyetlerini artırıyor; tedarik zincirleri kırılıyor, navlun fiyatları yükseliyor. Küresel ticaretin damarlarında sancılar başlıyor; enflasyonun ateşi yükseliyor, büyümenin nabzı yavaşlıyor, belirsizlik karanlık bir gölge gibi dünyanın ufkunu kaplıyor.

ABD ve İsrail’e karşı ekonomik baskı kurmak için yapılan bu hamle, Birleşmiş Milletler’i özel görev gücü kurmaya zorladı. Artık küresel istikrarın korunması, bölgedeki aktörlerin iş birliğine bağlı. Kısa vadede fiyat dalgalanmaları ve enflasyonist baskılar kaçınılmaz; uzun vadede ise üretim ve ticaret ağlarının yeniden şekillenmesi, yeni alternatif enerji ve lojistik rotaların aranmasını gündeme getirdi.

Türkiye için bu kriz, enerji ithalat maliyetlerini artırdı, cari açığı büyüttü, sanayi üretiminde maliyetleri yükseltti. Fakat aynı zamanda Türkiye’ye yeni bir rol biçti: enerji koridoru olma iddiasını güçlendirmek, alternatif rotalarda kritik bir aktör haline getirdi.

Bu kriz, yalnızca bölgesel bir gerilim değil; küresel düzenin kırılganlığını açığa çıkaran bir şok olarak tüm bçlgeyi ve dünyayı etkiledi. Hiçbir ülke bu sarsıntıdan etkilenmemiş değil. Çin, Japonya ve Hindistan gibi enerjiye bağımlı devler bu sarsıntıdan en ağır darbeyi alırken; Türkiye üç eksenli stratejisiyle geleceğe hazırlanıyor: yenilenebilir yatırımların hızlanması, nükleer enerjinin sepetine eklenmesi ve kaynak çeşitliliğiyle arz güvenliğinin sağlanması krizden kurtuluşun rotasını tayin ediyor.

Hürmüz Boğazı’ndaki bölüşülemeyen lokma, yalnızca bölge ülkelerinin değil, bütün dünyanın sofralarını küçültüyor. Güç sarhoşluğu ve hâkimiyet rüyası, insanlığın ortak lokmasını bölüşülmez hale getiriyor.

Birleşmiş Milletler ise bu küresel krizi önleme yerine, güçlülerin taşeronu gibi davranarak insanlığa karşı yanlışların ve cinayetlerin ortağı oluyor. Fakat bu kriz aynı zamanda emperyalist güç odaklarının sömürü alanlarını daraltabilecek bir potansiyelini de beraberinde taşıyor.

 

Egemenlerin bitmeyen bu hırsı ve güç sarhoşluğunun en fazla zararı, başta İsrail ve ardından ABD ile yandaşları görecek. Bugün günah keçisi ilan edilen İran ve Körfez ülkeleri şimdilik kaybeden gibi görünse de, gelecekte ellerine vurulan zincirleri kırmaya bu kriz vesile olabilir. Batının kucağında oturmaktan zevk alan Petro-Arap yöneticileri ise, batılı sömürgeci müttefikleri tarafından en fazla onlara ihtiyacı duydukları bir zamanda yalnız bırakılmalarının acısıyla yeni yollar ve ittifaklara yöneleceklerdir.

Yıllarca batının sömürü hortumlarını dolduran Petro- şeyhler, emirler, krallar ve Sultanlar ayıdan post gavurdan da dost olmadığını ve olmayacağını şimdiden anlamış görünüyorlar. Mekke anlaşması bu bilincin bir ürünü olarak bölgeye huzur ve barışın nasıl ve kimlerle getirilebileceğinin ilk adımını oluşturuyor.

Niyet samimi olduğu ve dik duruşları omurgalı olduğu sürece bu hayırlı adım, bir kartopu gibi yuvarlanarak tüm İslam ülkelerini kendi ekseni etrafında toparlayarak dünyayı titretecek büyük bir güç haline gelmesi an meselesidir. Ümmetin bir asırdır beklediği bu durum; ‘’ Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, ayrılığa düşmeyin ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Sizler birbirinizin düşmanları iken O, sizin kalplerinizde bir uzlaştırma meydana getirdi ve O’nun nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz…   ‘’ ayetinin de tecellisi olacaktır.

İslam Ümmeti emperyalist güçlerin işgal, sömürü, zulüm ve baskısından ancak Kur’an ve Sünnet merkezli bir birlik ve beraberlik ile hareket edince kurtulacaktır. Düşmanın atına biterek, kılıcını kullanarak özgürlük ve bağımsızlık savaşı kazanılamaz.

 

Share.
Exit mobile version