Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in 7 Ağustos’ta imzaladığı Mekke Savunma Anlaşması’nın bölgesel siyasetteki yankıları sürüyor. Kalıcı bir güvenlik, askeri ve siyasi iş birliği kültürünün geliştirilmesini hedefleyen anlaşma kapsamında oluşturulan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi’nin ilk toplantısının İstanbul’da gerçekleştirilmesinin ardından, Katar Lusail Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Orta Doğu Uzmanı Dr. Muhammed Mazhar Şahin süreci Haber7’ye değerlendirdi.
“YENİ BİR ORTA DOĞU GÜVENLİK MİMARİSİNİN KURULMASI ÖNEMLİYDİ”
Anlaşmanın, bölgedeki krizleri dış müdahale olmaksızın çözmek ve İsrail tehdidine karşı caydırıcılık sağlamak amacıyla hayata geçirildiğini savunan Dr. Şahin, “Özellikle İsrail’in 9 Eylül’de gerçekleştirdiği Katar saldırısı, ardından ABD-İran savaş sürecinde İran’ın ve bölgedeki milis güçlerin Körfez’i hedef alması, yeni bir Orta Doğu güvenlik mimarisinin kurulmasının mecburiyetini gözler önüne serdi.” diye konuştu.

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın ekonomik, teknolojik ve nükleer güç bakımından tüm dünyada caydırıcı özelliği olduğuna dikkat çeken Şahin, “Bu üç ülkenin bir araya gelmesiyle bölgenin problemlerinin kendi içerisinde çözülebilmesi için bir mekanizma kuruldu diyebiliriz. Mekanizmanın en önemli adımı kurucu çekirdek bir kadronun olması ve diğer üye ülkelere de açık bir yapının bulunması.” değerlendirmesinde bulundu.
“ORTA DOĞU’DAN İSRAİL’İN KANLI ELİNİ KESMEK İÇİN YAPILMIŞ BİR ANLAŞMA”
İsrail Savunma Bakanlığı ile Yunanistan Savunma Bakanlığı arasında Tel Aviv’de imzalanan yaklaşık 3 milyar avro değerindeki “Aşil Kalkanı” Hava Savunma Anlaşması’na değinen Şahin, şunları kaydetti:
“NATO üyesi olan Yunanistan, NATO üyesi olmayan İsrail’le Türkiye’yi hedef alan bir anlaşma imzalayabiliyorken; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurduğu bu yapı yalnızca İsrail’e yönelik değildir. Burada temel hedef bölgenin tamamını bir savunma çemberi içerisine almak ve yıllardır kan ve gözyaşı akan Orta Doğu’dan İsrail’in kanlı elini kesmek için yapılmış bir anlaşmadır.”
“İSRAİL VE YUNANİSTAN TEDİRGİN”
Mısır ve Katar’ın da bu yapıya dahil olma ihtimalinin bulunduğunu anlatan Şahin, “Bu ülkelerin ABD’ye kurduğu baskıyla İsrail, Orta Doğu’daki birçok mevziden geri adım atmak zorunda kaldı. Buna Gazze, Libya, Sudan, Suriye ve son olarak İran da dahil. Dolayısıyla Mekke Savunma İttifakı elbette ki İsrail’i ve Yunanistan’ı derinden tedirgin ediyor.” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE HEPSİYLE BAŞA ÇIKABİLECEK GÜCE SAHİPTİR”
Türkiye’nin mevcut askeri kapasitesinin tek başına bile büyük bir caydırıcılık unsuru olduğunu belirten Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Söz konusu ittifak gerçekleşmeden önce de Türkiye Cumhuriyeti, askeri kapasitesi, savunma sanayi alanındaki teknolojik atılımı ve 1 milyonun üzerinde silahlı gücüyle İsrail ve Yunanistan’ı geride bırakacak büyük bir kapasiteye sahipti. Türkiye demek, NATO’nun ikinci büyük ordusu ve İslam aleminin en büyük gücü demek. Bundan dolayı İsrail’in Türkiye’ye karşı kurmuş olduğu ittifakların hepsi boşa bir çabadır. Türkiye Cumhuriyeti, hepsiyle başa çıkabilecek bir güce sahiptir.”
“TÜRKİYE, İSRAİL’İN ANLADIĞI DİLDEN KONUŞMAYA BAŞLADI”
İsrailli yetkililerin köşeye sıkıştıkları için Türkiye aleyhine açıklamalarda bulunduklarını savunan Şahin, Türkiye’nin Suriye, Somali, Sudan, Libya, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz ve Katar’daki askeri varlığına işaret etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Lübnan konusundaki destek mesajlarını hatırlatan Şahin, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İsrail’in bölgede daha fazla kan dökmemesi için İsrail’in anlamış olduğu dilden, yani askeri güç dilinden konuşmaya başladı.” dedi.
“İSRAİL’İN TÜRK ORDUSUYLA BOY ÖLÇÜŞMEYE KALKMASI BÜYÜK BİR HATA”
İsrail’in Arz-ı Mev’ud hezeyanının önüne geçmek için ciddi bir çaba sürdürüldüğünü vurgulayan Şahin, şunları kaydetti:
“İsrail’in Türk ordusuyla boy ölçüşmeye kalkması büyük bir hatadır. Türkiye Cumhuriyeti, Orta Doğu’da yeni bir devlet değil, 1000 yıllık kadim devlet anlayışıyla burada varlığını sürdürüyor. Tüm bunlar göz önüne alındığında İsrail’in bu saatten sonra yapması gereken tek şey bölge barışına destek sağlamaktır yoksa bölgenin kini İsrail’i yutacaktır.”


