Basın özgürlüğü ve bağımsız gazetecilik iddiasıyla yayın yapan T24 haber sitesinin aldığı uluslararası fonlar ve bu fonlar karşılığında yürüttüğü yayın politikası tepki çekiyor. Özellikle son yıllarda sistematik olarak artış gösteren ve toplumun temel yapı taşı olan aile kurumunu hedef alan LGBT odaklı içerikler, sitenin editoryal çizgisine yönelik eleştirileri beraberinde getirdi. Milyonlarca liralık fonların arka planındaki ilişkiler ağı tartışılırken, sitenin yazar kadrosu tarafından kaleme alınan yüzlerce yazı, fon ve yayın ilişkisi bağlamında yeniden gündeme geldi.
Medya sektöründe uzun süredir tartışılan yabancı fonlu haber siteleri meselesi, T24’ün yayın çizgisi üzerinden yeni bir boyut kazandı. Bağımsız gazetecilik maskesi altında devasa bütçelerle algı operasyonu yürütüldüğü ve bu meblağların belirli bir ajanda doğrultusunda kullanması ayyuka çıktı. Eleştirilerin merkezinde ise, alınan fonlar karşılığında Türk aile yapısını zedelemeye yönelik LGBT projelerinin pazarlandığı ve bu durumun kusursuz bir editoryal stratejiyle okuyucuya sunulduğu suçlaması yer alıyor. Dosyaların açılmasıyla birlikte, toplumsal hassasiyetlerin bir kenara bırakılarak bütçeli bir propagandanın kapıları aralanıyor.
YAZAR KADROSUNDAN SİSTEMATİK LGBT VURGUSU
Sitenin arşivleri incelendiğinde, farklı yazar ve gazetecilerin kaleminden çıkan sayısız içeriğin doğrudan LGBT konusuna ayrıldığı görülüyor. Ertuğrul Özkök’ten Tuğrul Eryılmaz’a, Hande Çayır’dan Yıldız Tar’a kadar uzanan geniş bir yazar yelpazesinde, eşcinsellik ve transseksüellik konuları adeta değişmez bir yayın ilkesi gibi işleniyor. Örneğin, Leyla Alp imzalı bir yazıda homofobinin bir hastalık olduğu öne sürülerek bireylere içlerindeki LGBT kimliğini ortaya çıkarma çağrısı yapılırken, Hande Çayır’ın yazılarında Onur Yürüyüşü eylemlerine yönelik polis müdahaleleri yerden yere vuruluyor ve “gökkuşağı bayrağının” masumiyeti savunuluyor. Tuğrul Eryılmaz ise magazin sosuna buladığı yazılarında Cihangir eksenli bir yaşam tarzını ve trans onur yürüyüşlerini okuyucuya aktarıyor.
KÜLTÜR SANATTAN İŞ DÜNYASINA UZANAN GENİŞ YELPAZE
T24’ün LGBT odaklı yayınları sadece toplumsal eylemlerle veya siyasi tartışmalarla sınırlı kalmıyor; kültür sanat, iş dünyası, tarih ve hukuk alanlarına da entegre ediliyor. Barış Soydan’ın kaleme aldığı bir yazıda Türk iş dünyasının LGBT ile imtihanı ele alınarak büyük şirketlerin çeşitlilik politikaları övülüyor. Kültür sanat köşelerinde Erel Eryürek, trans birey olmayı işleyen The Rocky Horror Picture Show gibi yapımları şölen havasında sunarken, Seden Mestan drag kültürünü anlatan Pose dizisini överek bu yaşam tarzını popüler kültürün bir parçası olarak kodluyor. Berna Abik ise Tanzimat döneminden harf devrimine kadar uzanan süreçteki Türk edebiyatı eserlerinde öteki cinsellik öykülerini arayarak konuyu tarihi bir zemine oturtmaya çalışıyor.
AİLE KURUMU VE TOPLUMSAL HASSASİYETLER HEDEFTE
Yayınlanan içeriklerin en çok tepki çeken yönü ise Türk aile yapısına, devlet kurumlarına ve inanç sistemlerine yönelik eleştirel tutumu oldu. Mine Söğüt’ün normal kavramını sorguladığı yazıları, Oya Baydar’ın eşcinsel evlilik taleplerini ironik bir dille savunduğu makaleleri ve Candan Yıldız’ın kamudaki LGBT çalışanların durumunu anlattığı haberleri, bu stratejinin birer parçası olarak değerlendiriliyor. Gökçer Tahincioğlu gibi isimler trans cinayetleri davalarını köşelerine taşıyarak yargı sistemini ve hakimleri hedef alıyor. Hatta eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen’in, dönemin Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın cuma hutbesindeki ifadelerini nefret söylemi olarak nitelendirmesi, sitenin dini ve toplumsal hassasiyetleri nasıl bir kenara bıraktığının kanıtı olarak sunuluyor.
FONLARIN KARŞILIĞI EDİTORYAL TETİKÇİLİK
Yazılar, milyonlarca liralık fonların nereye aktığı sorusuna da yanıt niteliği taşıyor. Basın özgürlüğü söyleminin arkasına sığınan T24, aldığı uluslararası bütçelerin karşılığını, toplumun temel değerlerini sarsmayı amaçlayan bu içeriklerle ödüyor. Boğaziçi Üniversitesi eylemlerinden Onur Haftası yürüyüşlerine, göçmen sorunundan metropol “kabuslarına” kadar hemen her konunun bir şekilde LGBT eksenine çekilmesi, sıradan bir editoryal tercihten ziyade, planlı bir algı operasyonunun göstergesi.


