Allah babama rahmet eylesin. “28 Şubat”ta sürgün yiyene kadar Sosyal Hizmetler Rize İl Müdürü idi. Kuruma personel alımlarındaki mülakat sürecinde yaşadığı bir olay üzerine (daha sonra aynı isimle kitap olarak basılacak olan) “Referansım Allah’tır” yazısı yazmıştı. Olayın aktörü olan Bilal’in, durumunu doğrudan Allah’a arz etmesi yani bir nevi CV’sinde referans olarak Allah’ı göstermesi söz konusuydu.
“Allah’ın yarattığı sebepler” yerine, “sebepsiz veren Allah”a yönelmek, istisnaî bir durum veya çok az kişinin yapabileceği bir üst meziyet.
Rivayet edildiğine göre, bir gün Hz. Ömer’in (ra) huzurunda bir kişinin şahitliğine ihtiyaç duyulmuştu. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) o kişiye:
— “Seni gerçekten tanıyan birini getir,” dedi.
Adam, kendisini tanıdığını söyleyen birini getirdi. Bu kişi, şahitlik yapacak olan adamın dürüst ve iyi bir insan olduğunu belirterek onu övmeye başladı. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) ona bazı sorular sordu:
— “Onun evine girip çıkışlarını bilecek kadar yakın komşusu musun?”
Adam:
— “Hayır.”
Hz. Ömer (ra):
— “Onun karakterini ve ahlâkını tanıyacak kadar birlikte yolculuk yaptınız mı?”
Adam:
— “Hayır.”
Hz. Ömer (ra):
— “Kendisinin dürüstlüğünü ve dinî hassasiyetini anlayabileceğin bir alışverişiniz ya da ortak işiniz oldu mu?”
Adam:
— “Hayır.”
Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) şöyle dedi:
— “Anlaşılan o ki, sen onu sadece camide namaz kılarken veya Kur’an okurken gördün. Kendisinden başka ilâh olmayan Allah’a yemin ederim ki sen onu tanımıyorsun!” buyurdu.
Yakın zamanda Bilal Erdoğan’ın şöyle bir açıklaması (serzenişi) olmuştu:
“Memuriyete atanmak için talepler… Sonra yükselmek için… Başkaları yapınca ‘torpil, adam kayırma’ diye kızarız. Ama kendimize olursa ne ala… Böyle Muhammed ümmeti olabilir miyiz?”
Gerçekten zor mesele!
Kamu personel alım ilanları ortada!
Yakında mesela Gençlik ve Spor Bakanlığı 2610 sözleşmeli personel alacak. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da 680 sözleşmeli personel alacak. Kamu kurumlarına alımlarda buna benzer birçok ilan var.
Özel sektörün ilanları zaten dolu!
Kısacası kamuda ve özelde alımlar oluyor, olmaya da devam edecek.
“O zaman ne yapmalı?” diyorsanız, “Torpil yok, referans şart!” diyoruz.
Torpil yok; çünkü torpil, “Bu kişi, bizim adamımız” deyip muhatabına doğrudan “Bu kişiyi alın” demek, alması için baskı yapmak ve böylece kişinin karakterini, o işin ehli olup olmadığını, çalışkanlığını ya da tembelliğini ve işe uyumunu veya uyumsuzluğunu gündem etmemek demek.
Hal böyle olunca torpil, karakteri, ehliyeti, çalışmayı, uyumu silmek ve sadece “bizim adamımız”ı merkeze almak demek.
Ama referans şart, çünkü referans “tanıyorum, şahidim” demek!
Referans olmak için kişinin ahlakının güzel mi çirkin mi olduğunu bizzat bilmek gerekir.
Referans olmak için kişinin o işin ehli olup olmadığına yakından şahit olmak gerekir.
Referans olmak için kişinin çalışkanlığını veya tembelliğini bir iş üzere birlikte tatmak gerekir.
Referans, “bu işe ve kuruma bu kişi uygun” demek.
Özetle referans demek, “bu kişinin karakteri şu, A, B, C yeteneklerini biliyorum, çalışkan olduğunu gördüm ve kurumunuza uygun olduğunu düşünüyorum” deyip “takdirlerinize” diye “soran kişiye” ya da “ilgili kişiye” sadece ve sadece “not düşmek” demek.
Dolayısıyla torpilde bir nevi “emir var”, referansta ise şahitlik anlamında “doğru bilgilendirme” var.
Bu nedenle torpil yapmak veya istemek vebal, referans olmak veya istemek şart!
İşte “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adâletle şâhitlik eden kimseler olun…” (Maide Suresi, 8) ayeti bu ayrımı yapmak için de var.
“İnsan işlediği her günaha bir açıklama getiriyor. Böyle böyle bozuluyor” diyen abimizin endişesini anlıyorum, ama torpil-referans ayrımını yapmazsak referans olacağımız güzel insanların güzel yerlere gelip güzel işler yapmasına vesile olmak kalkar, kötü insanların torpillerle güzel yerleri işgal edip sonra da o yerleri çirkinleştirmesinin vebali de referans istemekten veya olmaktan uzak duranların üzerine olur.
“Ben ararsam benim hatırıma alırlar onu” diye endişesi olan üst makam sahibi abimizin de endişesinden dolayı “Şöyle bir kişi var. Şöyle şöyle özellikleri var. Alın demiyorum, almayın da demiyorum. Kendisini tanıyorum veya kendisini şu güvenilir tanıdığım kişi üzerinden tanıyorum. Değerlendirmenize sunuyorum. Alıp almamak sizin takdirinizdir…” demek en makulü.
Torpil ile referans ayrımını yapmayıp kişiye referans olmaktan geri duranlara ya da kendisine referans istemekten çekinen gençlere basit bir soru sorarak bitirmiş olalım:
Efendimiz’in (aleyhisselam) “Emanet (görev) ehil olmayana verildiği zaman kıyameti bekleyin!” ikazı gereği, “ehil olanı” bilip “bu işin ehli bu kişidir” demekten geri durmak, kıyamete kapı aralamakla aynı manaya gelmez mi?
Vesselam…
Prof. Dr. Faruk TAŞCI / Haber7


