Küreselde savunma sanayi harcamalarının artması Türkiye için de büyük bir fırsat penceresi olarak görülüyor.
Türkiye savunma sanayisindeki güçlü altyapısı ve yüksek teknolojisiyle ilerlemeye devam ediyor.
Türkiye, 2025’te en çok askeri harcama yapan ülkeler sıralamasında 18’inci sırada yer aldı.
Türkiye’nin askeri harcamaları, 2025’te 30 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, 2024’e kıyasla yüzde 7,2 ve 2016’ya kıyasla ise yüzde 94’lük artışa karşılık geliyor.
2025 yılı, Avrupa ve Ortadoğu’da devam eden çatışmaların gölgesinde küresel savunma bütçelerinin art arda 11. kez yükseldiği bir dönem oldu.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından yayımlanan güncel raporlar, dünya genelindeki hükümetlerin füze, uçak, savaş gemisi ve diğer teçhizatlara bir yılda toplam 2,9 trilyon dolar ayırdığını ortaya koyuyor. Bu meblağ, küresel ölçekte şimdiye dek kaydedilen en yüksek askeri harcama tutarı olarak kayıtlara geçti.
SIPRI’nin Askeri Harcamalar ve Silah Üretimi Programı uzmanlarından Xiao Liang, bu çarpıcı rakamların devletlerin mevcut savaşlara, tırmanan gerilime ve jeopolitik istikrarsızlığa karşı birer refleksi olduğunu ifade ediyor.
BU ARTIŞ EĞİLİMİNİN 2026 VE SONRASINDA DA SÜRECEĞİ ÖNGÖRÜLÜYOR
2025 süresince Ukrayna ve Gazze’deki krizler devam ederken, Sudan gibi bölgelerde patlak veren çatışmalar küresel güvenliği daha da kırılgan hale getirdi.
Birçok ülkenin savunma stratejilerini uzun vadeli planladığını belirten Liang, bu artış eğiliminin 2026 ve sonrasında da muhtemelen süreceğini öngörüyor.
Türkiye’nin Suriye, Irak ve Somali gibi bölgelerdeki askeri operasyonları bu artışta pay sahibi olsa da, asıl ivmeyi yerli savunma sanayisine yapılan yatırımlar sağladı. Türk savunma sanayisini destekleyen özel fonlara aktarılan pay, yıllık yüzde 25 artış göstererek toplam harcamaların yüzde 22’sini oluşturdu.
KÜRESEL ASKERİ HARCAMALARDAKİ ARTIŞIN LOKOMOTİFİ AVRUPA OLDU
Geçtiğimiz yıl küresel askeri harcamalardaki artışın lokomotifi Avrupa oldu. Kıta genelindeki savunma bütçeleri yüzde 14 yükselerek toplamda 864 milyar dolara ulaştı.
2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik başlattığı işgal girişimi, Avrupalı devletlerin güvenlik algısını kökten değiştirdi.
Birçok hükümet, Rusya’nın Ukrayna sınırlarının ötesine geçebileceği endişesiyle caydırıcılığını artırmak ve ordularını modernleştirmek için harcamalarını artırma yoluna gitti.
Liang, Avrupa’daki bu durumun Soğuk Savaş’ın bitiminden beri görülen en büyük yıllık büyüme olduğunu vurguluyor.
Uzman, Rusya ve Ukrayna’nın devasa harcamalarının yanı sıra artık Orta ve Batı Avrupa ülkelerinin de somut silahlanma planlarını devreye soktuğunu belirtiyor.
AVRUPADA EN YÜKSEK HARCAMAYI 114 MİLYAR DOLARLA ALMANYA YAPTI
Açıklanan verilere göre İspanya savunma bütçesini yüzde 50, Polonya yüzde 23, İtalya ise yüzde 20 oranında artırdı.
Ancak Avrupa bazında en yüksek harcamayı yapan ülke 114 milyar dolarla Almanya oldu.
Bütçesindeki yüzde 24’lük büyüme ile Almanya, dünya genelinde en çok silahlanan dördüncü ülke konumuna yükseldi.
Almanya, 1990 yılından bu yana ilk kez NATO’nun belirlediği gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) içindeki yüzde 2’lik pay hedefini aşarak yüzde 2,3’e ulaştı.
Bu yüksek bütçeyi finanse edebilmek için 2025 yılında yasal düzenlemeler yapılmış ve savunma harcamaları anayasadaki borç sınırlamalarından muaf tutulmuştu.
ABD Başkanlığı döneminde Donald Trump’ın baskılarıyla NATO’nun GSYİH hedefi de yakın zamanda yüzde 2’den yüzde 5’e çıkarıldı.
Almanya’nın askeri kapasitesini artırma çabası, sadece Rusya tehdidiyle değil, aynı zamanda ABD’nin Avrupa güvenliğine olan bağlılığına dair soru işaretleriyle de ilgili. Birçok NATO müttefiki gibi Berlin yönetimi de ABD’ye olan askeri bağımlılığı azaltma stratejisini izliyor.
ABD’NİN ASKERİ HARCAMALARI GEÇEN YILA GÖRE YÜZDE 7,5 AZALDI
Avrupa’nın aksine ABD, 2025 yılında askeri harcamalarını bir önceki yıla göre yüzde 7,5 azaltarak 954 milyar dolar seviyesine indirdi.
Bu gerilemenin temel nedeni, ABD Kongresi’nin 2025 yılı içinde Ukrayna’ya yönelik yeni bir askeri destek paketi onaylamamış olmasıdır.
Ancak Xiao Liang, 2026 bütçesinin yeniden büyük bir artışa işaret ettiğini, Ortadoğu ve Asya’daki gerginliklerin bu düşüşün geçici kalacağını gösterdiğini belirtiyor.
Pentagon verilerine göre, sadece İran ile yaşanan savaşın ilk altı günlük faturası 11,3 milyar doları buldu.

PEKİN, 31 YILDIR ARALIKSIZ OLARAK HARCAMALARINI ARTIRAN TEK ÜLKE KONUMUNDA
Çin, dünya genelinde ABD’nin ardından en büyük ikinci savunma bütçesine sahip ülke olmaya devam ediyor.
SIPRI verilerine göre Pekin, 31 yıldır aralıksız olarak harcamalarını artıran tek ülke konumunda. 2025’te bütçesini yüzde 7,4 artıran Çin, 2035’e kadar planladığı askeri modernizasyon hedefine yönelik adımlarını sürdürdü.
Geçtiğimiz yıl içinde Çin, altıncı nesil savaş uçağı prototiplerini test ederken H-20 bombardıman uçağının operasyonel hale getirilmesi konusunda önemli mesafe katetti.
Liang, Çin’in bu askeri gövde gösterisinin Japonya, Tayvan ve Filipinler gibi komşu ülkelerde savunma harcamalarını tetiklediğini ifade ediyor.
Ayrıca Avustralya ve Japonya gibi ülkeler, ABD müttefiki olmalarına rağmen savunma alanında kendi kendilerine yetebilme konusunda daha fazla baskı hissediyor.
Hindistan ise 2025’te 92,1 milyar dolarlık harcamasıyla dünya beşincisi oldu.
Bütçesindeki yüzde 8,9’luk artışta Çin ile yaşanan sınır gerilimleri kadar, 2025’te Pakistan ile girilen savaş da etkili oldu.
Her iki ülke de bu süreçte özellikle insansız hava araçları ve havacılık teknolojilerine büyük yatırımlar yaptı.
KÜRESEL ÖLÇEKTE GSYİH’NİN YÜZDE 2,5’İNE ULAŞTI
Bir devletin GSYİH’sine oranla yaptığı askeri harcama, toplumun kaynaklarının sosyal ihtiyaçlar yerine ne ölçüde savunmaya aktarıldığını gösteren bir “askeri yük” olarak tanımlanıyor.
Bu oran 2025 yılında küresel ölçekte GSYİH’nin yüzde 2,5’ine ulaşarak 2009’dan bu yana en yüksek seviyesine çıktı. Bu da hükümetlerin sadece rakamsal olarak değil, ekonomik kapasitelerine oranla da orduya daha fazla kaynak ayırdığı anlamına geliyor.
Xiao Liang, bu durumun güvenlik stratejilerinin ötesinde etkileri olacağı konusunda uyarıyor: “Hükümetler savunmaya bütçe ayırırken eğitim, sağlık veya sosyal yardım gibi alanlardan kısıntı yapabilirler.
Bu tablo, toplumların genel refahı üzerinde kalıcı ve derin izler bırakacaktır.”


