Perşembe, Eylül 3

Cumhurbaşkanı Erdoğan Bişkek’te Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’nde çok kutuplu dünya düzeninden söz ettikten birkaç saat sonra Rusya ile Ukrayna arasında tehditlerin dozu yükseldi. Zelenskiy havayolu şirketleri ve sigorta firmalarına Rus hava sahasının artık güvenli olmadığını söyledi. Putin “teröristlerle müzakere olmaz” diyerek Rus sivil uçaklarının hedef alınması halinde Moskova’nın karşılık vereceğini açıkladı. Tüm bunlar yaşanırken karşılıklı saldırılar devam etti.

Avrupa’da Rusya bağlantılı sabotaj endişeleri büyürken AB savunma bakanları güvenlik gündemiyle toplandı. Daha güneyde ise çok daha büyük bir çatışma yaşandı. Amerikan savaş uçakları İran’ı bombaladı. Hürmüz çevresindeki İran askeri tesisleri hedef alındı. İran balistik füzeler ve kamikaze İHA’larla karşılık verdi. Körfez’deki Amerikan askeri varlığı yeniden hedef haline geldi.

ANKARA DENGE UNSURU

Soğuk Savaş döneminde uluslararası sistemin matematiği daha basitti. Bir tarafta Amerika Birleşik Devletleri ve NATO, diğer tarafta Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı vardı. Türkiye tercihini Batı’dan yana yaptı. Bugünün dünyası ise aynı netlikte ikiye ayrılmıyor.

Türkiye NATO üyesi ama Rusya ile stratejik enerji ilişkisi yürütüyor. Avrupa Birliği Türkiye’nin en önemli ekonomik ortaklarından biri olmayı sürdürürken Ankara Çin’le ticaretini büyütmek istiyor, Şanghay İşbirliği Örgütü içerisinde ilişkilerini geliştirirken Orta Asya’da Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden kendi nüfuz alanını genişletiyor. Orta Doğu’da ise Suudi Arabistan ve Pakistan’la yeni bir savunma mimarisi kuruyor. Üstelik bunların hepsini aynı anda yapabiliyor.

KRİTİK PUTİN GÖRÜŞMESİ

Bişkek’in Türkiye açısından en önemli görüntülerinden biri Erdoğan-Putin görüşmesiydi. Putin Türkiye’yi Rusya’nın dış politika ve ekonomi alanındaki “ayrıcalıklı ortaklarından biri” olarak tanımladı. Bu cümlenin Ukrayna savaşının devam ettiği bir dönemde kurulması önemli.Türkiye NATO üyesi. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü destekliyor, Kırım’ın Rusya tarafından ilhakını tanımıyor. Kiev’le savunma ilişkilerini sürdürüyor buna rağmen Moskova ile siyasi diyaloğunu kesmiş değil. Enerji ilişkilerini koruyor.

Akkuyu bunun en somut örneği. Erdoğan Bişkek’te Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin tamamlanma aşamasına geldiğini açıkladı. Putin ilk ünitenin bu yıl devreye alınması hedefini dile getirdi. Ankara ayrıca Rusya ile yeni nükleer enerji projelerinin ihtimal dahilinde olduğunu gösterdi. Yeni santrallerde de Moskova ile çalışılması halinde iki ülkenin enerji ilişkisi bugünün ticaret rakamlarının çok ötesine geçer. Nükleer santral birkaç yıllık ticari sözleşme değil, on yıllarca devam edecek teknoloji, yakıt, bakım ve insan kaynağı ilişkisi oluşturur.

ÇİN’İN AVRUPA YOLU TÜRKİYE’DEN GEÇEBİLİR

Bişkek’teki ikinci büyük dosya ekonomiydi. ŞİÖ coğrafyası yaklaşık 3,5 milyar insanı ve 35 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğü temsil ediyor. Ankara bu devasa alanın Batı’ya açılan kapılarından biri olmak istiyor. Orta Koridor bunun için kritik.

Çin’den çıkan yükün Orta Asya üzerinden Hazar’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve buradan Avrupa pazarlarına ulaşması hedefleniyor. Ukrayna savaşı bu güzergahın önemini daha da artırdı. Çin ile Avrupa arasındaki kuzey ticaret hattının önemli bölümü Rusya üzerinden ilerliyordu. Rusya-Batı gerilimi bu rotanın siyasi riskini yükseltti. Türkiye şimdi Pekin’e başka bir yol öneriyor. Hazar Geçişli Orta Koridor…

Erdoğan’ın Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ile Orta Koridor’un uyumlu hale getirilmesi çağrısının arkasında bu hesap bulunuyor. Türkiye burada Çin’le rekabet etmeye çalışmıyor. Çin’in Avrupa’ya ulaşmak için Türkiye’ye ihtiyaç duymasını sağlamaya çalışıyor Bu ayrım önemli.

ALİYEV GÖRÜŞMESİNİN ARKASINDAKİ HARİTA

Erdoğan’ın İlham Aliyev ile görüşmesinde enerji, ulaştırma ve altyapının öne çıkması da aynı stratejinin devamıydı. Çünkü Orta Koridor’un Türkiye’ye ulaşabilmesi için Azerbaycan kilit ülke. Orta Asya’dan Hazar’ı geçen ticaret Bakü’ye, oradan Türkiye’ye ulaşacak. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki normalleşme süreci bu nedenle Ankara açısından Kafkasya diplomasisinin ötesinde ekonomik anlam taşıyor.

Güney Kafkasya’daki ulaşım hatları açıldıkça Türkiye’nin Orta Asya ile fiziksel bağlantısı güçlenebilir. Böylece Ankara’nın yıllardır ayrı ayrı yürüttüğü üç politika aynı haritada birleşiyor: Azerbaycan ittifakı, Ermenistan normalleşmesi ve Orta Koridor. Kafkasya’da barış Türkiye açısından artık ekonomik coğrafyanın yeniden kurulması anlamına da geliyor.

TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI DENGESİ

Ankara’nın Avrasya politikasının dikkat çekici taraflarından biri ŞİÖ ile Türk Devletleri Teşkilatı’nı aynı anda geliştirmesi.Erdoğan, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’u Türkiye’de yapılacak TDT Zirvesi’ne davet etti. Bu küçük görünen diplomatik ayrıntı aslında Ankara’nın Orta Asya stratejisini anlatıyor. ŞİÖ içerisinde iki dev güç var: Çin ve Rusya. Türkiye bu yapının içerisinde ilişkilerini geliştirirken Orta Asya’yı tamamen Pekin-Moskova rekabetinin alanı olarak bırakmak istemiyor.

Türk Devletleri Teşkilatı Ankara’ya farklı bir kurumsal kanal sağlıyor. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkiye arasındaki siyasi, ekonomik ve ulaştırma bağları geliştikçe Ankara’nın Avrasya’daki ağırlığı da artıyor. Ankara böylece ŞİÖ masasına dışarıdan bakan ülke olmak yerine kendi bölgesel ağına sahip bir aktör olarak oturmak istiyor.

Sonuç olarak Erdoğan’ın zirvede anlattığı çok kutuplu dünya böylece diplomatik bildirilerden çıkıp birkaç saat içerisinde savaş uçakları, balistik füzeler ve kamikaze İHA’larla kendisini gösterdi. Türkiye’nin önündeki stratejik tercih de giderek belirginleşiyor. Yeni dünya düzeninde mesele Doğu ile Batı arasında taraf seçmek değil, aranılan ülke olmaya devam etmektir.

Share.
Exit mobile version