- Bakan Fidan, Suriye’yi istikrarsızlığa sürükleme potansiyeli en yüksek tehdidin İsrail olduğunu söyledi. İsrail’in komşu ülkelerin güçlü ve istikrarlı olmasından hoşlanmadığını belirtti.
- Fidan, Suriye’de SDG’nin tehdit olmaktan çıkarılmasının birinci öncelik olduğunu vurguladı. Entegrasyon sürecinin uygulamasını yakından takip ettiklerini açıkladı.
- Bakan Fidan, bölge ülkelerinin iş birliği dışında başka seçeneği olmadığını belirtti. “Ya beraber çalışıp sorunları çözeceğiz ya da hegemona veya hegemonun mümessiline gideceğiz” dedi.
- Fidan, Mekke İttifakı’nın genişletileceğini açıkladı. İttifakın kurumsallaşma sürecinin devam ettiğini ve teknik çalışmaların son aşamaya geldiğini söyledi.
- Yunanistan’a kritik mesaj veren Fidan, adaların silahlandırılmasına ilişkin ciddi hassasiyet taşıdıklarını söyledi. Yunanistan’ı ahdi yükümlülüklerine uymaya davet etti.
- Fidan, S-400 konusunda ilgili ülkeler arasındaki teknik görüşmelerin sürdüğünü açıkladı.
- “Terörsüz Türkiye” sürecinin Diyarbakır’da büyük kabul gördüğünü belirten Fidan, silah bırakma kararının toplumda memnuniyet oluşturduğunu söyledi.
- Fidan, terörün sona ermesinin bölgeye büyük yatırımların gelmesinin önünü açacağını ifade etti. Ekonomik kalkınma ve bölgesel ticaretin ön plana çıktığını belirtti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Şam ziyareti sırasında aralarında Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni ve Haber 7 Yazarı Mehmet Acet’in de bulunduğu Türk gazetecilerle bir araya geldi.
Bakan Fidan gazetecilerle buluşmasında gündeme ilişkin birçok konuda dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Bakan Fidan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde;
Bölgemizde son derece kritik gelişmeler yaşanıyor. Bu süreçte Suriye ile olan temaslarımızı artırıyoruz.
Buraya iki günlük bir ziyaret yapmak istedik. Görüşülecek çok konumuz var. Şam’da konaklamış olmamız Suriye’de hayatın normalleşmeye başladığının da bir göstergesidir. Cumhurbaşkanı Şara ile yaklaşık iki saat süren bir görüşme yaptık. Tüm konuları ele aldık.
“SURİYE’Yİ İSTİKRARSIZLIĞA SÜRÜKLEME POTANSİYELİ EN YÜKSEK TEHDİT İSRAİL’DİR”
Şu anda Suriye’yi istikrarsızlığa sürükleme potansiyeli en yüksek olan tehdit İsrail’dir. Suriye’yle ilgili diğer konular çok şükür iki senedir iyi bir yönde seyrediyor.
Suriye’yi yaptırım listesinden çıkardılar, ekonomik yatırımların önünde bir engel yok. Terörizm listesinden çıkmaları da son derece önemliydi.
“İSRAİL KOMŞU ÜLKELERİN GÜÇLÜ VE İSTİKRARLI OLMASINDAN HOŞLANMIYOR”
Suriye’nin zamana ihtiyacı var. İstikrarın olduğu bir ortamda biraz da iyi yönetişim olursa, potansiyelleri yüksek. Ama İsrail komşu ülkelerin güçlü ve istikrarlı olmasından pek hoşlanmıyor. Bunu kendisine tehdit olarak görüyor. Bu tehdidin tanımından dolayı da buralara yönelik istikrarsızlaştırıcı eylemlerde bulunuyor.
Halbuki Suriye bölgesinde barış içinde yaşamak istiyor. Bu yaklaşımı İsrail bir noktada ya tanıyacak, bölgesiyle barış içerisinde yaşamayı kabul edecek, ya da bu saldırgan politikalarını sürdürecek ve uluslararası toplum içinde daha da yalnızlaşacak.
Netanyahu çevrelerindeki bütün ülkeleri tehdit olarak görüyor. İsrail, o ülkelerin zayıflığından kendi güçlülüğünü üreten bir ülke.
SURİYE’DE ENTEGRASYON SÜRECİ
Birinci öncelik SDG’nin tehdit olmaktan çıkması, yani bir düşman unsur olmaması. Şu anda prensipte duyurulan unsurlar olumlu mesajlar içeriyor, sürecin pratikte nasıl ilerlediğini yakından takip ediyoruz.
Uygulamanın kamuoyuna duyurulan mesajlarla uyumlu olmasını bekliyoruz.

SURİYE’NİN GELDİĞİ NOKTA VE TÜRKİYE
Geldiğimiz noktayı tabii ki ilerletebiliriz. Mevcut tehditleri ve gidilmesi gereken yolu biliyoruz. Devam eden bir yol var. Bu başarı yolunu yürümeye devam etmeliyiz. 8 Aralık’ta rejim devrildikten sonra her şeyin daha yeni başladığını söylemiştim.
Gelinen noktada taktik ve stratejik açılardan güzel şeyler oluyor. Terör meselesi başta olmak üzere, 40 – 50 yıldır ayağımıza pranga olan pek çok sorun esasen Suriye ve Irak kaynaklıydı.
AK Parti’nin iktidara gelmesiyle, Cumhurbaşkanımızın koyduğu iradeyle ve vizyonla, hem kendi ülkemizdeki siyasi, ekonomik meseleleri çözdük hem de dış gelişmelere yönelik stratejik kültürü, güvenlik kültürünü yeniden inşa ettik. Bugünün ihtiyaçlarına yanıt veren bir güvenlik paradigması oluşturduk.
Komşu ülkelerden kaynak sorunlarımızı usulüyle çözmeyi başardık. Ancak bu konuda ödevimiz bitmiş değil. Çalışmaya, çaba harcamaya devam edeceğiz.
BÖLGE ÜLKELERİNİN İSRAİL’E KARŞI TUTUMU VE MEKKE İTTİFAKI
Bölge ülkeleri olarak özellikle Gazze meselesinde ortaya koyduğumuz ortak çaba önemli bir netice üretti. İş birliği ve dayanışma içerisinde gelişmeleri çok profesyonel bir şekilde analiz ettik. Oradaki iş birliğimizi Suriye’de de kullandık.
Şimdi İran-ABD savaşında da bu iş birliğimizi kullanıyoruz ve giderek daha da kurumsallaştırıyoruz. İsrail’in bölgedeki istikrarsızlaştırıcı rolü karşısında iş birliğine ve barışçı diplomasiye dayalı bir çaba içerisindeyiz. İnşallah, bölgede bu attığımız tohum filizlenir, baş verir. Bu yapıcı anlayış büyürse, daha büyük bir istikrar havzası ortaya çıkacak. Tabii, başta İsrail olmak üzere, bölgede istikrarsızlık isteyen aktörlerin gözünden de yapılabilecek başka operasyonlar var.
“YA BERABER ÇALIŞACAĞIZ YA DA…”
Onlar da boş durmayacaklar, onlar da faaliyete geçecekler. Ama bölgedeki ülkeler, istikrarın olabileceğini, beraber çalışırsak bir şeyler yapılabileceğini ve beraber çalışmak dışında da bir seçeneğin olmadığını görüyorlar. Ya beraber çalışıp sorunları çözeceğiz ya da önceki usulde olduğu gibi hegemona veya hegemonun buradaki mümessiline gidip “bana dokunma, nereyi yakarsan yak” diyeceğiz.
Ama yakılan her yer gelip seni de yakıyor. Örneğin Ürdün, Irak’ta olan bütün olaylardan etkileniyor, Suriye’de olan bütün olaylardan etkileniyor. Bir kaçış yok. Dolayısıyla herkesin bu çok yoğun yeni dönemde bir iş birliği arayışı var.
Cumhurbaşkanımızın bu noktada vizyon ortaya koyması, liderlik ortaya koyması, ilişkilerini kullanarak aktörleri bir yere getirmesi, daha önce görülmemiş bir husus olduğu için insanlar da açıkçası güveniyorlar bu sürece.
“AMACIMIZ MEKKE İTTİFAKI’NI GENİŞLETMEK”
Mekke İttifakı’nın kurumsallaşma süreci devam ediyor. Bu konuda üç ülke teknik düzeyde görüşüyor. Genel Karargah’ın yapısı nasıl olacak, hangi birimde kaç kişi görev alacak gibi hususları görüşüyoruz. Bu süreç tamamlanmak üzere. Amacımız Mekke İttifakı’nı genişletmek. Bundan sonra atılacak adımlar daha somut olacak. Suudi Arabistan’ın hem güneyden hem kuzeyden vurulması, Irak’ta konuşlu saldırganlar tarafından hedef alınması kabul edilebilir bir şey değil.
Yemen sorunu epeydir mevcut, çeşitli şekillerde çeşitli formlar alıyor. Olay kuzeyden ve güneyden kuşatmaya, kritik altyapıyı imha etmeye, sadece Suudi Arabistan’a değil, bölgeye zarar vermeye yönelik bir faaliyete dönüştüğünde hiç kimsenin buna tepkisiz kalması mümkün değil.
Biz Mekke İttifakı’nın ruhuna uygun olarak davranıyoruz. Suudilerin yanında olduğumuzu zaten açıkladık. İlgili diğer taraflara da gerekli mesajları verdik. Bir dayanışma içerisindeyiz.
YUNANİSTAN’A MESAJ: ADALARIN SİLANLANDIRILMASI KONUSUNDA ÇOK CİDDİ HASSASİYETİMİZ VAR
Biz Yunanistan’ın bölgeyi istikrarsızlaştırmak, kaosa sürüklemek isteyenlerin oyuncağı olmasını istemiyoruz. İyi komşuluk ilişkisi içinde olmak istiyoruz.
Özellikle güvenlikle ilgili yanlış anlaşılma olmamalı. İki taraf da bunların önüne geçmeli. Bizim, tabii ki belli adaların silahlandırılması yönünde çok ciddi hassasiyetimiz var. Bunları biliyorlar, bunu ilettik.
Özellikle silahsız statüsü olan adaların silahlandırılması bizim için tehdit. Tabii bir de orada seçim süreci var. Yunan siyasetinde Türkiye aleyhtarlığı tarihi olarak yaygındır.
Dikkatlerimizi en çok yoğunlaştırdığımız konulardan biri, uluslararası antlaşmalarla gayriaskeri statü altına alınan ve tartışmasız bir şekilde bu statünün muhafaza edilmesi gereken adalarda, Yunanistan’ın ahdi yükümlülükleri hilafına bir takım gayretler içine girmesidir.
Bu aslında yeni bir durum değil. 1960’lardan beri yaşanan ve birbiriyle bağlantılı Ege sorunlarının önemli bir boyutunu oluşturan bir mesele. Biz Türkiye olarak 1960’lardan bu yana gerekli tepkimizi ortaya koyduk, gerek ikili kanaldan Yunanistan’a uyarılarımızı ve itirazlarımızı yaptık, gerek NATO’da konu gündeme geldiğinde pozisyonumuzu ortaya koyduk, keza konuyu Birleşmiş Milletler’e de taşıdık.
Komşumuz ve müttefikimiz Yunanistan’ı müttefiklik ruhuyla uyumlu, daha olgun bir şekilde ahdi yükümlülüklerinin gereğini yerine getirmeye davet ediyoruz.
Çevremizde güvenlik alanında bu kadar sınama varken Yunanistan bunlara bir yenisini eklememeli. Son dönemde başlattığımız sorunları çözmeye yönelik olumlu atmosferi ve ruhu arttırarak devam ettirmeliyiz.
S-400’LERDE SON DURUM
Bu konudaki görüşmeler devam ediyor. İlgili tüm ülkeler arasında teknik müzakereler devam ediyor
DİYARBAKIR ZİYARETİ VE “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”
Ziyaretimiz sırasında “Terörsüz Türkiye” sürecinin çok büyük bir kabul gördüğünü gördük. “Terörsüz Türkiye”nin ortaya koyduğu hedefin benimsendiğini gözlemledik. Çok sayıda STK ve değişik siyasi görüşlere mensup insanlarla bir araya geldik.
Örgütün silah bırakmayı deklare etmiş olması toplum tabanında büyük bir memnuniyet yaratmış.
Artık sorunların silahsız tartışılması meselesi konusunda bir anlayış oluşmuş. Ekonomik konuların, kalkınmanın ön plana çıkması isteniyor. Bölgenin sanayiisi nasıl geliştirilir, altyapı konusunda hangi adımlar atılmalı, nerelere sınır kapısı gerekir, komşu ülkelerle ticaret nasıl artırılır gibi konuları toplantılarımızda ele aldık.
5-6 yıldır zaten bir silahlı konu yok ortalıkta. Ama bunun kalıcı olarak bitecek olması, büyük yatırımların korkusuzca oraya gelmesini temin edecek. İnsanlar özellikle kimlik inkarının AK Parti’yle beraber kalkmış olmasını önemsiyorlar.
Eylül 2013’teki Demokratikleşme Paketi ile Türkiye’de seçmeli dilin de önü açıldıktan sonra, Kürtlerin problem alanı olan kimlik inkarı meselesi çözülmüş oldu.

